13 Kasım 2013 Çarşamba

Malik Hairston

Epeydir yazı yazmadım, nereden başlayacağımı bilmiyorum. Twitter’ı 1 haftayı gecik süredir aktif olarak kullanmıyordum. Son Malaga maçı içimdeki epey duyguyu alıp götürdü.

Galatasaray’a kızgınım.

Ama 23 sene şampiyon olmuş bir takımın koçuna sadece 3 maçlık kredi verilmesi; elinde gerçek anlamda 5 ve 3 numara kalmamışken ve yapılan 2 transfere maddi ve manevi olarak her yerden geçiren nankör taraftara daha fazla kızgınım. Geldiğinde ‘enkaz’, başarılı olduğunda ‘hojam’ oldu Ergin Ataman. Şimdilerde ise ‘Marcelus Kemp boşta mı?’ soruları soruluyor. Bu takım gene toparlanırsa sene sonu ‘hojam♥’ defteri yeniden açılacak muhtemelen.

Fazla uzatmadan oyuncuya geçiyorum.



MALİK HAİRSTON KİMDİR, NECİDİR?

Daha NBA’de iken dahi Avrupa’ya uyumunun diğer kısalara nazaran daha iyi olabileceği vurgulanan Hairston’un, basketbolun gerçek topraklarına ilk kez gelişi 2010’da Siena forması ile oldu. Pianigiani’nin Siena’sında görmeye alıştığımız en önemli şey oyundan bağımsız fiziksel güçleriyle ön plana çıkan 3 numaralardır Thornton, Hawkins, Moss; Fenerbahçe döneminden Sato gibi isimler bunları doğruluyor. Bu yüzden Pianigiani’nin seçimine şaşmamak gerek.

İlk senesinde sahada ortalama 20 dakika kaldı. Az gibi görülebilir ama İtalyan koçun çılgın rotasyonu ve arkasında Aradori gibi bir ismin bulunması ile bu süreyi yadırgamamak gerek. 11-12 sezonunda, futboldaki Bayern Münih gerçeği gibi, çıkış yapan oyuncuları kadrosuna katan Milano’ya dahil olarak kendini büyük üstad Sergio Scariolo’nun kanatları altına bıraktı. İlk senesi bireysel olarak iyi geçmişti aslında. İlk tur gruplarında son maça 3-6 galibiyet yüzdesi ile giden Milano’nun Top 16 için tek şansı deplasmanda Partizan’ı devirmekti, ki Partizan’ın galibiyeti durumunda Sırplar bir üst çıkacaklardı.

Olympiakos finalinden sonra belki de yılın en büyük sürprizi orada gerçekleşti.

Son çeyreğe başabaş girilen mücadelede Omar Cook ve Hairston ile ipleri eline alan o dirençsiz ve toplama takım hüviyetindeki Milano, Avrupa’nın en zor deplasmanından 66-72 ile çıktı. Hairston 18 sayı ile maçın en skorer oyuncusu oldu.

Top 16’ya 0-3 başlangıc, sonrasında gelen 3-0’lık seriye rağmen mümkün olmadı. Milano’nun iddiası olmamasına rağmen Fenerbahçe’nin kazansa belki de Final-Eight’e yükseleceği maçta Sarı-Laciverlilerin umudunu kıran isim 27 sayıyla Malik Hairston’du. 3 senelik Avrupa kariyerinde oynadığı en iyi maç bu olabilir (40 farktan gelip 1-3 aldıkları Oly serisindeki son maç ile birlikte).

Geçen sezonu hiç iyi geçirmediler, 11-12’deki mucizeyi gerçekleştiremeden ilk turda elendiler, Lega Basket’te de aynı hüsran başlarına geldi. Malik bir önceki sezona göre dakikalarını arttırsa da verimi düştü, verilen kaptanlık görevinin altından kalkamadı. Takım, takım oyunundan bir haber şekilde sezonu bitirdi ve Scariolo kıçına teneke bağlanarak küfürler eşliğinde gönderildi.

SAHA İÇİ ÖZELLİKLERİ

Adı çıkmadan önce dahi David Hawkins’e benzetilmesinin elbette sebepleri var. Taraftarların gözünün önünde bir oyuncu olduğu için onun üzerinden betimleme yapmam gerekirse;

Malik Hairston aynı Hawkins gibi, low-post’ta top aldığında verimi artıyor. Gerçekten inanılmaz güçlü ve post oyunu kuvvetli. Geçen sezon Hawkins’e çizilen setleri görünce ondan verim almak zor olmayacak Ergin Ataman açısından. Yine low-post’ta aldıktan sonra yüzünü dönüp tek fake ile potaya kadar gidiyor, hatta yapmaya başlayınca aynı Hawkins denecek muhtemelen.

Çaprazdan değil, daha çok tepeden pick and roll oynamayı seviyor Hairston, ancak pasör değil daha çok bitirici oluyor. Stop jump shot atıyor ya da potaya kadar dribbling ile dalıyor. Rakibiyle arasına omzu koyduğunda gelen sert temaslar bile potaya gitmesine engel olmuyor. Pas şiddeti, pas kanallarını görmesi iyi seviyede değil.

Bir Markoishvili gibi temiz şutu yok. Ama Hawkins gibi girmeyince zorlayan bir oyun tarzında da değil, daha seçerek şut atıyor. Markoishvili 3 kere perdeden dolu çıksa bile cut’a devam ediyordu, bunu Hairston’dan beklemek hayalcilik olur. Ama topsuz penetrelerle ortadan içeriye girişlerinde kendini iyi unutturuyor. Galatasaray’da bunu yapabilir mi bilemiyorum. Milano’da Bourousis o konuda takımı rahatlatıyordu.

Savunmada adamının önünde kalarak penetresine izin vermiyor, ancak esnek bir vücuda sahip olmadığı için perdelere takılabiliyor. Pick and roll savunması zaten iyi durumda değilken Hairston’un bunu yapması sıkıntı çıkarabilir Ataman’ın takımında.

Hawkins’e oyun anlamında benzediğini söyledik ama ruh olarak onu kurtarıcı olarak görmek sizi hayal kırıklığına uğratır. Böyle bir tarza sahip değil Hairston. İşler kötü gittiğinde dümene geçmez, takımı taşıyamaz, o konuda biraz sorumluluktan kaçıyor. Milano’da da eleştirilmesinin en önemli nedeni buydu.

Velhasıl kelam eksikleri olsa da alternatiflerinin arasında en iyisiydi muhtemelen ve bu dönemde iyi bir seçim yapıldı. 1.5 milyon dolarlık kontratının 1 milyon kadarını Milano karşılayacak, 500 bine bu dönemde böyle bir oyuncu bulmak sizin için şanstır. Halen gelişime açık ve Ergin Ataman ile büyüyebileceğini düşünüyorum. Takımın iki tane 3 numarasını belirsiz bir süreliğine kaybetmiş ve Henry Domercant’ten de verim alamıyorken bu transferin yapılması elzemdi, eleştirilecek hiçbir tarafı yok. Kadın basketboldaki gibi kadron dominant olunca 2-3 kişinin eksikliğine çok takılmazsın. Futbolda 28 kişilik kadron vardır yerini doldurabilirsin ama erkek basketbola takviye şart. Efes’e de şart, Beşiktaş’a da şart. Domercant oynanabilecek bir kumardı, oynandı ve şimdilik tutmadı. Oyları lehine çevirmek için çok süresi yok ama onun basketbola ne kadar tutkulu olduğunu biliyoruz. Atılacak son bir barutu daha kalmış olabilir Henry’nin.


Galatasaray’a hayırlı olsun.

Hiç yorum yok: