Tofaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tofaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2013 Perşembe

Galatasaray-Pınar Karşıyaka | Seri İncelemesi


Girizgah'tan nefret ediyorum. O yüzden direk incelemelere geçelim. Galatasaray-Tofaş'ı Mete Budak yorumladı, ona çok teşekkür ediyorum. 

Galatasaray-Tofaş analizi



  Galatasaray-Tofaş eşleşmesinin ilk maçına dair konuşulabilecek fazla şey olmasa da maçı ilk yarı-ikinci yarı şeklinde ayırmak mümkün. Tofaş ilk yarı boyunca Galatasaray'ın bol oyunu sayesinde daha boş şut ve pozisyonlar buldu, yüksek yüzdeyle başladıkları maçın ilk yarısını başa baş kapattılar. İkinci yarının hemen başında Galatasaray'ın savunmada işi ciddiye almasıyla büyük bir seri geldi ve üçüncü çeyreğin ortasında Galatasaray maçı kazandı. Bu seriye dair asıl konuşulması gereken maç ikinci maç bence. Galatasaray maçı başında bitirirken aslında "kendini kasmak" ve "rahat kazanmak" arasındaki farkı da gösterdi diye düşünüyorum. Maç boyunca seviyesi çok yüksek bir savunma vardı, koşan, temposu yüksek bir Galatasaray vardı ama genel kanının aksine bu bir "kendini yorma" durumu değildi. Galatasaray playoff boyunca yapması gerekeni Tofaş'a karşı yaptı ve aslında "kasarak" değil oynaması gerekeni oynayıp rahat kazandı. Playoff'a başlarken hangi seviyede başladığınız önemlidir. Rakip playoff'a son sıradan giren olsa bile, amaç burada rakibin gücünü değil kendi gücünüzü test etmeniz, zaten Galatasaray'ın Bursa'ya istekli ve kararlı gelişi bu noktada önemli. Bu seri vasat bir basketbol oynayarak, bazı "büyük"lerimizin deyimiyle yorulmadan da 2-0 geçilebilirdi.
  



  Arroyo'nun görüş ve hareket alanını daraltmadığınız sürece bu Galatasaray'a karşı maç kazanmanız oldukça zor, bunu biliyoruz. Tofaş bunu yapmaya fırsat bile bulamadan seri bitti zaten, ne kadar yapabilirlerdi o da ayrı bir soru gerçi. Galatasaray'ın savunmasında temel nokta oyuncuların stens pozisyonunu aldıktan sonra savunma alanında çok hızlı hareket etmesi, yardım savunmalarının zamanlaması ve Markoishvili'nin rakip skorere kurduğu sert temas. Takım savunması çok çabuk açılıp kapanıyor, bu da rakibin pas kanallarını daraltıyor. Hücum kısmında Arroyo'nun kenarda olduğu bölümleri Galatasaray'ın nasıl geçeceği kritik olabilir. Her ne kadar Arroyo kenara az gelse de o bölümde Ender'in potaya gitmek yerine topu eline alıp yay gerisinde sağa sola koşması ya da topu çembere sallaması pek opsiyonel bir çözüm olmasa gerek. Kendisinden çok iyi şut sokması istenmiyor, topun dolaşımını sağlaması yeterli. Zaten Cenk-Markoishvili gibi iki şutör oyundayken rakibin açılmaması mümkün değil. Bu durum ve Macvan dışında her şey "tıkırında" gözüktü Tofaş serisinde. Macvan'a ayrı parantez, kendisi artık hücumun ana parçalarından biri olamayacak ve bunu kendisi de biliyor ama en azından biraz daha kafayı kullanması gerek. İlk maçta Ataman'dan bir ağır azar daha işitti savunmadaki şaşkınlığı yüzünden. Zaten sezon başından beri felaket şut atıyor, yapabildiği şeyler sistem içinde bu kadar azalmışken bunu mücadelesi-isteği ya da aklıyla affettirmesi gerek diye düşünüyorum. İllaki ihtiyacımız olacak ona.


Galatasaray'ı bitirdikten sonra Karşıyaka Fenerbahçe serisine geçelim. 

Fenerbahçe-Karşıyaka İlk Maç





-Fenerbahçe’nin maça muazzam baskılı savunma ile başladı. Bo’nun sadece 7 dakika da 4 top çalması ve 10 sayısı vardı. Çaldığı her top zaten fast-break oldu.

-22-17’yken farkın açılmasını sağlayan en önemli nokta Karşıyaka’nın alan savunmasına dönmesi oldu. Alan bir tercihtir, ki Fenerbahçe’nin zaten iyi şut sokamadığı bir günde (24’te 5 üçlük) bu hamle olumlu tepki verebilirdi ama Ufuk Sarıca’nın sahada tercih ettiği 5 buna uygun bir beş değildi. Bora-Thomas ikilisinden Bora ortayı kapatıp, Thomas sol forvette Dixon’un arkasına kalınca Fenerbahçe bunu çok çok iyi değerlendirdi.  Şöyle ki, sol çaprazdan Emir ve bir uzun Dixon ve Thomas’a karşı pick and roll oynayınca buna switch yapmayan Karşıyaka haliyle devrilen uzunun Dixon’un arkasında kalmasını önleyemedi ve o taraftan sırtı dönük bolca sayı buldu Fenerbahçe.

-Sonraki hücumlarda alan varken, ki bu beş uzun bir süre tercih edildi hata Sarıca’ya yazılır, Emir’i ortaya sokup onun organizatörlüğüyle şütörleri bulup onlardan orta-dış mesafe isabetleri buldular. Bo’nun rotasyonu Barış Ermiş’te savunmadan aldığı gazı hücumda muhteşem kullanınca fark iyice açıldı.

Zaten ilk yarıdaki 15/18 iki sayı yüzdesi de şutların çok sert savunma karşısında gelmediğini gösteriyor. Fenerbahçe devreyi 15 değil 25 ile tamamlayabilir ve arkasına bakmadan ilk maçı alabilirdi ama onlar da bizim Fenerbahçe’ye yaptığımız gibi en az 20-25 bitecek devreyi dış şut sokamadıkları için (İlk yarı 3/14 üçlük) kapıyı kapatmadan soyunma odasına gittiler.

-2. yarının hemen başında yine baskı ile başlamak istediler ama müdahale topa değil el-kol’a gelince daha 1 dakika 20 saniyede faul haklarını doldurdular, bu geri dönüş için ilk kırılma noktasıydı. İlk yarı boyunca Dixon’un başına en az 3-4 kişi koyan Fenerbahçe savunması, en iyi cevap aldığı adamı /Bo McCalebb) uzun bir süreliğine kaybetti. Aslında Barış hücumda yine deliciliğiyle masaya birşeyler koymaya çalıştı ama bu sefer yanına yardımcı çıkaramadı.

Karşıyaka kısaları uzunlarıyla topyekün hücum ribauntlarına girdi ve bunun meyvesini topladı. Arada kullandıkları zone savunmada bu sefer doğru beşi buldular, Fenerbahçe’de Bo’yu köşe şütörü olarak kullanınca ekmeklerine yağ sürüldü. Hücumda organizasyon dışı Ümit’ten bulduğu 2 üçlük ve set offence de yine Ümit, Diebler ve Evren’den buldukları toplam 5 üçlük geri dönüşü tamamladı. Burada savunma tarafını da atlamayalım. Geri dönüş sırasında Fenerbahçe’nin o dönem koşamayan uzunlarıyla (Kaya-Oğuz) oynamasını görüp Ufuk Sarıca’nın bolca eleştirdiğimiz full court press’in meyvesini topladılar. Fenerbahçe çift guarda dönmedi ve hücumda yerleşemedi.

Skor 55-61’e gelip tüm momentumu arkasına alan Ufuk Sarıca anlamsız bir mola ile Fenerbahçe’yi öne geçirse de uyguladıkları basit ama muhteşem 2 dip oyunu ve Sonkol’un bunları sokmasıyla istedikleri galibiyeti aldılar. Ertuğrul Erdoğan ilk devreki coaching’i Obradovic’i kıskandıracak düzeydeydi ama bambaşka bir ikinci yarıyla Sergio Scariolo’yu anımsattı.



-Maça hızlı başlayan taraf bu sefer Karşıyaka oldu, hem Evren hem de Dixon, Aminu’yu pick’e çağırarak 3 tane boş turnike attırdı. Fenerbahçe işi olabildiğince yarı sahaya yıkmaya çalıştı, Karşıyaka seyircisiyle birlikte gaza basınca bu durumun sıkıntı yaratacağını onlar da biliyorlardı.

-Oyuna Thomas girince yarı sahada etkin taraf bu sefer Karşıyaka, transition ile cevap vermeye çalışan ise Fenerbahçe oldu. İlk maçta Fenerbahçe’nin başına geldiği gibi zone savunmaya bu sefer Karşıyaka şutları sokamayınca Fenerbahçe bunu iyi değerlendirdi. Karşıyaka savunmada sağ forvette alan kapayan Tripkovic’in olduğu bölgeye Thomas’ı almasa ve Thomas oradan 2 hücum ribaundu çıkaramasa belki krize girecekti İzmirliler.

-Fenerbahçe 2. yarıda da zone’a devam etti ve ekstra başladılar. Bo’dan ve soğuk şekilde ilk kez oyuna dahil olan İlkan’ın iki üçlüğü ve Ömer’in basket faulüyle farkı 7-8 sayıya kadar çıkardılar ancak Ümit Sonkol’un muazzam performansı bunu alaşağı etti. Ümit net şekilde maçın kahramanı bana göre. Şimdi yaptıklarına gelelim. İlk maçta Emir’in yaptığı gibi o da ortaya konularak takımın kısırlıktan kurtulmasını sağladı. Pick and pop sonucu üçlüğün dışında topu alınca hem fake üstünden dribbling yaparak Aminu ile topu buluşturdu hem de cross paslarla savunmanın dengesini bozdu.

-Karşıyaka öne geçip arkasına taraftar desteğini de alınca nedenini bilemiyorum bir güvensizlik ortamı oluştu Arena’da. Hem oyuncular hem taraftar, yıllar sonra yarı-final heyecanına kapılıp ellerindeki maçı verebilirlerdi, buna da çok yaklaştılar. Ama Ertuğrul Erdoğan 4 kısa+Oğuz ile moladan dönerek maçı Karşıyaka’ya ikram etti. İnanılmaz bir hamle bu, çünkü 10 dakika boyunca elleri ayaklarına dolanan İzmirliler, o dönemden sonra sürekli doğruyu oynayıp içeri penetrelere başladılar. Özellikle p&r sonucu Evren+Dixon’un Oğuz’un üzerinde kalması onları bol bol çizgiye götürdü ve maçın son 2 dakikasında sakin kalarak galip gelmeyi bildiler

KARŞIYAKA NELERİ YAPAR/YAPAMAZ?



-Öncelikle Karşıyaka’nın hücumundan bahsedelim. 2. yarıdaki Galatasaray hariç ligin en karakterli ve en akıcı basketbol oynayan takımı benim için Karşıyaka, sıralamadaki yeri bunu göstermese de.  Fenerbahçe, Beşiktaş, Banvit gibi takımlar p&r’u sadece iki kişiyle yapıp diğer oyuncular sabit dururken Karşıyaka’da dinamik bir yapı hakim, top sağ tarafta alçak post’a indiğinde sol dip ve merkezdeki oyuncuların sürekli hareket ettiğini görüyoruz.

-Setlerine geçelim. Bunu resimle yapmak isterdim, denedim ama çözünürlük berbattı daha iyi hale nasıl getireceğimi bulamadım. Dixon topu yarı sahaya getirdikten sonra ilk yaptıkları şey tepeden çift uzun screen yaparak 2-3 numaraları top ile buluşturuyorlar. Ardından tepedeki uzun alçak post’a devrilirken Ümit yukarıya çıkıp topu alıyor ve dağıtıma başlıyor. Ümit eğer pozisyon bulamazsa alçak’a giden Aminu pick ile Dixon’u çıkartıyor ve Ümit’ten hand-off pası alıp ya üç atıyor, p&r ya p&p oynuyor. Burada olay tamamen Dixon’un yaratıcılığı ve rakip takımın dezavantajları ile alakalı bir durum.

En fazla kullandıları oyunlardan diğeri ise Dixon topu yarı sahaya geçirdikten sonra Evren&Maxim’e teslim edip tepeden cut’a başlıyor ve dipten Aminu pick’ini kullanarak sol forvette topu alıyor. Aminu hemen 2. Pick’e gelerek ona koridor açıyor. Dixon ya cross paslarla rakibin dengesini bozuyor ya da Aminu ile rahat bir p&r oynuyor. Gözünde canlandıramayanlar için bizdeki Jamont-Arroyo-Dudley setleri aklına gelsin. Arroyo teslim, Dudley pick ve en sonunda Arroyo-Dudley oyunu. İki takımında hareketli uzunları fazla olduğu için bu topları isabetli sokma yüzdesi fazla.

Aminu’nun ayakları hızlı ve mobil uzun olmasının avantajını çok iyi kullanıyorlar, Merkez ve forvetlerden gelen her topta pota yakınında topu almasına gerek yok Aminu’nun. 4 metre civarında alsa dahi ayak veya vücut feyki ile potaya kadar gidebiliyor.

Savunma oturmadan Dixon veya diğer kısaları ile birlikte transition’u nefis uyguluyorlar. 3’e 3 giderken kaldırıp attıkları üç sayılık şutları sık sık görebiliriz.

Ümit Sonkol bu takım için çok şey ifade ediyor, burası doğru. Ama savunmadaki handikapları da oldukça fazla, ayakları yavaş olduğundan show up ve switch yaparken kısanın penetresine ayaklarını çekemiyor ve burada elleri devreye giriyor. Faul yaptırmak için en göze kestirilecek oyuncu. Onun erken faullemesi maç boyunca gidişatı bize getirebilir çünkü son dönemde hem formda hem de Karşıyaka’nın en sakin kalabilen oyuncusu.

Her iki maçta da Evren Büker’in üstüne oynamak ve o orta saha civarlarında setin 2. hareketinin başlaması için zaman geçirirken dahi baskı yapmak şart. Bo McCalebb bu sayede Evren’den 2 maçta en az 4 top çaldı.
 
Ligdeki son Karşıyaka maçından da hatırlayacağımız üzere Aminu arkasındaki Furkan ve N’dong’u itemez, o yüzden alçak’ta top aldığı zaman ondan tırsmaya gerek yok. Burada Will ‘Mr Fundemantal’ Thomas giriyor. Muazzam bir alçak post hücumcusu. Ama onun da defoları var. Özellikle Caner oyundayken onun adamından gelecek yardım bizim için çok şey ifade edebilir. Thomas pasör bir oyuncu değil ve tek pasla savunmanın tüm dengesini yok edemez. Yine ligdeki son maçta bunu bol yapıp Thomas’ı çok az sayıda tuttuk.

İlk play-off maçında Fenerbahçe’ye karşı uyguladıkları harika bir dip oyunu var. Temelde inanılmaz basit ama 3 oyuncunun yalancı cutlarla Ümit’i boşa çıkardıkları seti Ergin Hocam zaten 50 kere izlemiş ve çözümünü bulmuştur.

Evren ve özellikle Caner sahadayken biraz gömülüp hem uzunlara yardım, hem de oyunun hareket alanını kısıtlamak akılcı olacaktır. Caner rezil bir Fenerbahçe serisi geçirdi, zaten sakatlığından sonra oldukça kötü şut atıyor.

SERİ TAHMİNİ

İlk 2 maçı evinde almak her seride olduğu gibi burada da şart. Karşıyaka iyi oynasa da çabuk gerilebilen bir takım ve sürekli bir panik havası yaşanıyor. 2-0 gitsek serinin orada bitme olasılığı yüksek elbette ama 1-1’de dahi seri İpekçi’ye dönebilir. Bazı kişilere geçen seneki Beşiktaş’ı anımsatsa da bu seri, Karşıyaka o takım kadar potansiyelli değil. En başından beri içimden 3-1 tahmini geçiyor.

16 Mayıs 2013 Perşembe

Galatasaray-Tofaş Seri İncelemesi

Geçen seneki başarısını tekrarlayan Galatasaray, ilk turda Tofaş ile eşleşti.

Takım analizine girmeden önce altta sorularımı cevaplayan Buğra Bayazit'e teşekkürlerimi iletiyorum ve iki takımın arasında yaptığı maçlara bir göz gezdirmeyle başlıyorum.




1.Maç: Galatasaray-Tofaş (71-61)

Jamont Gordon’un oldukça eleştirildiği bir döneme denk gelen, Engin’in uzun süre sonra ilk 5 çıktığı ve berbat oynayıp ilk çeyrek sonundan itibaren süre almadığı bir karşılaşmaydı. Jamont Gordon’u yıl içinde en çok beğendiğim (1/5 üçlük yüzdesine rağmen kullandığı tüm toplar mantık dahili içindeydi ve toplam şut 8/12), yapabileceklerinin neler olduğunu gösterdiği Tofaş maçını ‘Yeni Galatasaray Basketbol Takımı’ düzleminde değerlendireyemeceğiz için çok ciddiye alamıyorum. Henüz vakay-ı Hawkins yaşanmamıştı, Carlos+Manuchar’ın kadroda değildi ve Engin bizimle birlikteydi. Tofaş’ın düzensizliğine (Burtt 3/14 şut yüzdesi) biz de uymuş, 3. çeyrek yakaladığımız seri ile birlikte maç sonunu sıkıntı yaşamadan geçirmiştik. Takım bulduğu 71 sayının 22’sini faulden kaydetmişti. Bu da o dönemde dış atıcı eksikliğinden ve eldeki oyuncuların birebirler sonucu çıkardığı düdüklerden kaynaklıydı.



2. Maç Tofaş-Galatasaray (52-66)

Tofaş’ın bu seneki en düşük skorlu karşılaşması gerçekleşti Bursa’da. Hiçbir oyuncunun devreye girmesine takım izin vermedi. Maçın başında 14-6’lık başlangıçtan sonra biraz sendeleme olsa da Galatasaray, sonraki 2 periyotta neden ligin en iyi savunma takımı olduğunu göstererek 20 dakika da sadece 16 sayıya izin verdi. Bu ciddi bir rakam, hele ki moralli Tofaş’a karşı olması (altta birazdan istatistiklere geçeceğim) daha da önemli kılıyor. Tofaş cephesi Lukauskis-Kenan ile Carlos’a bunaltıcı baskı yaptılar ancak o dönemin en formda isimlerinden Engin Atsür’ün Carlos ile rolleri değişmesi sonucunda bu durum da ciddi bir sıkıntı yaratmadı. Arroyo'da düzenden çıkmayıp takım arkadaşlarına nefis servis yaptı. Elonu’nun olmamasının Tofaş pota altı savunmasını ciddi şekilde etkilediğini de söylemek gerek. Galatasaray çok iyi şut yüzdelerine sahip değildi ancak 17 maçlık seride doğru hücum ettiği maçlardan biri oldu ve son çeyreğe 18 sayıyla girilen maçı rahat şekilde kazandığını söylemek yanlış olmaz.



TOFAŞ NASIL BİR TAKIM?

Şimdi iki takım arasındaki maçları değerlendirdiysek biraz Tofaş’tan bahsedelim. Tofaş’ı öncelikle B.Ö ve B.S olarak değerlendirmek gerek. B’ öznesi de: Burtt’ten geliyor. Burtt, yetenekli ancak Halil Üner’in dediği gibi ‘Sadece streetball oynanacakgiller’den. O varken, hücum süresinin 15 saniyesinde ona bağlı kalan ve top paylaşımı minumum düzeyde, uzunları devreye sokamayan, düzensiz ve dağınık bir Tofaş izledik. Ancak ligin 16. haftasında oynanan Tofaş’ın Erdemir’e kaybettiği maç sonrası gönderilen Burtt ile birlikte grafiği sürekli yukarıyı işaret eden bir takım geldi. Bunun yabancı transferi olmadan gerçekleşmesi ve yönetimin 18 yaşındaki –bana göre- süper yıldız adayı, Milli Takım’ın gelecekteki en oyun kurucu pozisyonunun 10 sene boyunca sahibi olacak Kenan Sipahi ile olması işleri onlar adına daha olumlu yapıyor.

Burtt’un maç başına 16 sayı bulmasına rağmen takım içindeki olumsuzluğuna yaptığı katkıyı özetleyecek kritik bir istatistik koyuyorum. Burtt ile Tofaş çıktığı 16 maçta 11.5 asist ortalaması yakalarken, hemen ardından Kenan’ın dümeni devralmasıyla Tofaş 14 maçta asist ortalamasını 16.5’a yükseltti ve izlediğim kadarıyla tüm maçlarda da sakin, haddini bilen bir takım ortaya çıktı. Can Altıntığ’ın hem hücumda, hem de savunmadaki rolü arttı, uzunlar daha dengeli kullanılmaya, hücum setleri Burtt’le olduğu gibi birebir üzerinden dönmemeye başladı. Elonu ve Ruzic’in istatistiklerine de bakarsak bu gerçek doğrulanacaktır. Koç Ahmet Çakı’nın bu sene Samet’i kullanmaması, sezona yanlış guard ile başlaması ona bolca eksi yazdırsa da, 2. yarıda yaptıkları çıkışta onun da payı olduğunu kabul etmek gerek.

Galatasaray maçından önce oynadığı 4 maçta (Bunların arasında Banvit ve Fenerbahçe’de vardı, ikisini de yenerek koltuğu bize teslim ettiler, onlara ayrıca teşekkürler) ortalama 81 sayı bularak bizim karşımıza çıkan Tofaş, ligin en az sayısını ve Burtt gittikten sonra oynadığı maçlarda en az asist (11) bulduğu karşılaşmayı çıkardı. Bu yüzden üstte de değindiğim gibi o dönem Tofaş oldukça formdaydı ve onları bu istatistiklerde kalmayı zorlayarak normal bir maçtan daha fazlasını kazandığımızı düşünüyorum. Şimdi kilit oyunculara geçelim:

KİLİT OYUNCULAR




Kenan Sipahi: A Takım seviyesinde en fazla süre bulmuş, takımına hücumda liderlik yapmış ligin tek genç  oyuncusu. 95 doğumlu da olsa, 93 doğumlu da olsa sahip olduğu potansiyel cidden hayvani boyutta. İlerde bir Theo Papaloukas veya muadili bir oyuncu olmaması için ya sakatlık (Allah korusun) ya da parayı bulup kafayı tozutması lazım. İkili oyun konusunda şu yaşında bile uzman ancak savunmada uzun kollarının etkisini henüz kullanmayı tam öğrenemedi. Şutu şimdilik vasat seviyede. Daha fazla sorumluluk alıp potaya baktığı takdirde 1-2 sene sonra Euroleague takımlarının bile 1. oyun kurucusu olabilir. Galatasaray yerinde olsam hiç düşünmeden 1.5 milyon Euro bonservis öderim.



Can Altıntığ: Sezon başında Ahmet Çakı’nın istemediği, ancak 2. yarıdaki çıkışta belki de en büyük pay sahibi olan oyuncu Can. Tam büyük takım yardımcı oyuncusu potansiyeli taşıdığı için onun da seneye Beşiktaş/Banvit gibi takımlar ile kendini ölçmesini bekliyorum. Savunma konusunda bir uzman. Ligin en iyi kısa savucularından demem sanırım yanlış olmaz. Hücumda hangi özelliği ön plana çıkar sorusuna cevap vermek oldukça güç, hiçbir özelliği ile sivrilmiyor ama takımı eksik oynatmıyor, herşeyden azar azar yapıyor. İnanç ile birlikte sahip olduğu all-around özelliği onu Türkiye’deki yerli oyuncu piyasasında değerli bir parça yapmasına yeter de artar. Marko üzerindeki savunması serinin kilit eşleşmelerinden olacaktır.



Tomislav Ruzic: 2003-2004 yılındaki Beşiktaş macerasından sonra onu uzun süre izleyemedik. Jovo Stonojevic ile birlikte lige erken gelmemesinden dolayı en üzüldüğüm oyunculardandır. Tam bir hücum silahı. Alçak post, yüksek post, üç sayı her şekilde sayı çıkartabiliyor. Burtt’un gidişinin yaradığı isimlerden o da. Daha fazla sorumluluk almaya ve bunun hakkını vermeye başladı. Çok zeki olduğundan baseline setlerinde veya yardım savunmasında boş adamı bulması onun için hiç zor değil. 34 yaşında olduğundan ve üst düzey takımlara karşı gücünü maksimum kullanacak bir rotasyonda oynamamasından dolayı bunları Galatasaray’a karşı çok yapamayacaktır. Yine de sahadaki varlığı diğer oyuncuların işlerini kolaylaştırıyor.



SERİ ÖNCESİ GALATASARAY

İlk turda Erdemir ile eşleşmeyi, ligi takip eden her Galatasaraylı isterdi. Belki Henderson’un kaset skandalı olmasaydı ilk turda rakip onlardı. Neyse konuya dönelim. Arroyo’nun takıma katıldığı andan itibaren ligde yenilmeyen (17/17) Galatasaray; camiası, taraftarı, koçu ve oyuncularla 23 yıllık hasreti dindirmek için play-offlara full konsantrasyon giriyor. Galatasaray, stuff’dan, en az süre alan oyuncuya kadar oldukça formda ve onları durdurmak için ‘İyi bir takım’dan daha fazlasına ihtiyaç var. Sezon başında Jamont-Henry-David üçlüsüyle oyun sistemi bireysel yeteneklere kalmış takımdan, Carlos ve Manuchar’ın katılımıyla pick and roll sayısının arttığı, setlerin daha fazla uygulandığı ve tıkandığı anlarda Avrupa’nın en iyi kilit açıcılarından biri olan Carlos Arroyo’ya sahip bir takımdan bahsediyoruz. Macvan&Jamont’un sezonun son dönemlerini sakatlık-formsuzluk gibi etkenlerle iyi geçirmemiş olmalarına rağmen onlar için de bu seri kendi ritimlerini yakalamak açısından önemli olacak. Teknik olarak müthiş bir dönem geçiren Galatasaray açısından tek handikap, 25 Nisan’dan beri ciddi bir takıma karşı oynamaması ve 5 Mayıs’tan beri resmi hazırlık maçına çıkmamış olması. (Pazartesi günü TED hazırlık maçı oynandı ancak ne kadar sert bir havada geçtiği meçhul)

Aslında eşleşmelere de değinmek istiyordum ancak basketbolun dinamik bir spor olması ve 12 kişinin en az 8-9’unun ciddi süreler alarak birden fazla pozisyonda oynamasından dolayı bunu yapmak ne kadar doğru olur bilemedim.

TAHMİN

Tofaş, Fenerbahçe&Banvit gibi takımlara karşı daha yukarıda bitirseydi kesinlikle 1 maç alabilecek şansı olurdu. Ancak kağıt üzerinde Galatasaray’a karşı işlemeyecek bir durum olarak gözüküyor.

2-0 Galatasaray.

Şimdi Buğra'nın sorularıma verdiği cevaplara gelelim, tekrardan teşekkürler.

Seri öncesi iki takımında bir değerlendirmesini alabilir miyiz?

Geçen sezondan kalan bir eşleşme Galatasaray - Tofaş. Yine 1/8 eşleşmişlerdi ve 3. maça gidebileceğini düşünüyordum ki içeride yine kök söktürmüştü Tofaş ama galibiyete yetmemişti. İki takım için çok şey değişmiş durumda şu an. Galatasaray'da geçen sezonki yapıdan eser yok, bunun yanında bu yapının büyük bir kısmı da sakatlık-olaylar-şanssızlık gibi sebeplerden ötürü aktif olamayacak. Sezon içinde bu yüzden sürekli bir strateji değişimine maruz kalmış olmalarına rağmen gidişatı bozmamayı başarmaları büyük iş açıkçası. Yer yer Macvan'ın 3'e kayması dışında rotasyonda da sorun gözükmüyor. Bahsettiğim gibi, tüm değişkenlere rağmen Ergin hoca takımı rayında tutmayı başardı. Tofaş'ta sezon içinde kimlik arayışını tamamlayamadı bir türlü. Ha oldu ha olacak derken zar zor Play-Off'a kapak atsalar da pek tehlike teşkil etmiyorlar şu an için. Eldeki malzeme buranın çok daha üzerinde bir potansiyele sahip ama bir şeyler eksik kalıyor hep.

İki takımın birbirine artıları ve eksileri neler?


Tofaş'ta Kenan gittikçe süre alsa da, çok daha hareketli olan guard'lara (Galatasaray'daki örnek Arroyo - Ender, misal) karşı zaafından kendi de bahsetmişti. Bunun seride çok önem arz ettiği ortada. Tofaş, skor olarak da forvetler açısından fazla sistem içinde boğuluyor. Austin Nichols'ın nadir sivrilmeleri hariç, Lukauskis de hala takım içindeki yerini arıyor. Tofaş'ın dış rotasyonunda büyük iş savunma ağırlıklı olacak gibi duruyor, nitekim Markoishvili her şeye rağmen skor üretmeye pek kararlı gözüküyor. Cenk'in bu seneki çıkışını da düşünürek tezimi kuvvetlendirebileceğimi umuyorum.

Boyalı alanda meydan savaşı beklentim var açıkçası. Burtt'ün gidişinden itibaren Tofaş'ta top daha da dolaşmaya başladı, hatta Ruzic'e gelecek kadar. İçeriden dışarıdan rahat skor üretebilmesi, Heytvelt'in iyi gününe denk gelmesiyle birleşirse tehlike yaratabilir. Diğer taraftan Elonu'nun dakikaları son dönem düşmüş durumda, yine de çemberi korumak için ona çok ihtiyaç duyacaklardır. N'Dong da sezon sonunu sakatlığı nedeniyle pas geçmişti, nasıl döneceği biraz belirleyici olacak. Macvan'ın spacing getirisi yanındaki savunma handikapı ayrı bir etken.

Seri nasıl biter?

Geçen sezon Tofaş'ın, Mahmuti'nin Galatasaray'ına bir sürpriz yapabileceğini düşünmüştüm hep. Bu sezon makas daha da açılmış durumda. Ne oynadığını çok iyi bilen son model Galatasaray'a karşı hala sistemi oturmamış Tofaş'ın pek şansı yok gibi. 2-0.



15 Aralık 2012 Cumartesi

Galatasaray-Tofaş

Panathinaikos-Fenerbahçe maçındaki kaliteye benzer bir maç oldu, izleyenleri acı çektirdi ama 1 mağlubiyetle yola devam etmek, şu sıkıntılı süreçte en azından ligde fire vermemek adına galibiyet güzel.

Tofaş maçında neler oldu?

-Jamont Gordon’un Kuban maçından sonra gösterdiği ilk iyi performans. Galatasaray savunması önde onun baskılı olmasıyla beraber seviye atlıyor, Gordon girmeden önce 15 dakika da 27 yiyen takım geri kalan 25 dakika da 34 yedi. Ama savunma isteği maçtan maça göre değişince bir düzen oturtamıyoruz. Hücum tarafında ise kendisinden kısa guardları potaya sürüklemesini beklediğimi sıkça söylüyorum. Bu sezon belki ilk kez Burtt üzerinde denedi ve faulü çıkardı. Beşiktaş’ta Kerem Tunçeri bunu bolca yapıp sayı-faul-asist muhakkak çıkarırdı. Denemeye devam etmesi lazım.

-Maalesef Jamont hakkında olumsuz şeylerde devam ediyor. Geçiş oyununda fast-break’i şutla bitirdiği sürece çok şeyler söylenir. Şutuna kendisi bile güvenmiyorken hızlı hücumda stop edip 3 atmak ne demek ben bilemiyorum. Bu ilk nokta, ikinci nokta ise yine fast-breaklerde trailer’a koşarken pas atması. Pivot ortadan potaya doğru topsuz giderken turnike ile bitiremeyeceği pozisyonda pas atılmaz, guard’a öğretilen ilk kurallardan biridir bu. Hücumda doğru kararı veremiyor, onu en verimli şekilde kullanabilmek için 2 numaraya atmak gerek.

-Topun kıymetini bir süredir bilmiyoruz. Kuban-Beşiktaş-Sopot maçlarında toplam 14 top kaybı yaparken bugün tek maçta 14 top kaybı yaptık. Kaybedilen 2 maçın sağladığı özgüven kaybı -normaldir- bizim hücumda doğru şeyleri yapmamıza engel oluyor.

-Uzun rotasyonun paylaşacağı dakikalar toplam 80. 4 uzunumuz var hepsi de bu maçta 20 dakika süre almış. Bu durum, süre dağılımı açısından güzel gözükse de yapılan fazla rotasyon oyuncuların ritme girmesini engelliyor. 4 oyuncudan aldığımız 23 sayılık katkı bunun göstergesi.

-Topu hücumda paylaşma sıkıntısı da var elbet. Domercant’ın sakatlanmasının ardından boş bırakılmayacak adam eksikliği malum. Rakip takımlar net şütör eksikliğini bildiğinden biraz gömülerek savunma yapıyorlar, bu da bizim potaya gitmemizi güçleştiriyor. Ya bunu transferle sağlayacağız (şut sokan adam), ya da birebir değil pick and roll üzerinden sayıya gideceğiz. Asist rakamlarımız -Sopot maçı haricinde- düşük, bugün de 10. Ben bu 2 alternatiften 2’sini de istiyorum :)

-İkinci yarıda daha fazla potaya gittik, ilk yarıda 10 faul kullanırken 2. yarıda 16 faul attık, bu takımın potaya gitmesi lazım ama bilinçli şekilde.

-CenQ Whiteway. Şu anda en formda yerli oyuncu.  12 dakika da 10 sayıdan sonra keşke biraz daha fazla zorlasaydı hücumda. Bu takımın ona çok ihtiyacı var, beklentiye verilebilecek en iyi tepkiyi veriyor o da. Geldiği zaman onunla dalga geçenlere karşı  bir gurur ve gülümseme oluşturdu yüzümde. Sabit şütör etiketinden kurtulup oyunun diğer yönlerine de katkı veriyor, bugün de 5 ribaunt 3 top çalma 2 asist.

-Engin Atsür maça iyi başlamadı, kabulüm. Ama 1 kere çıktıktan sonra oyuna girmeyecek adam mı, değil. Ender’in de iyi olmadığı bu günde daha fazla süre verilmesini beklerdim, yadırgadım bu durumu.

-Hakemler… İki tarafa da kötü düdükler çaldılar, berbat maç çıkardılar. Fatih Söylemezoğlu’nu emekli olmaya davet ediyorum, genç takım seviyesinde çalınmayacak düdükler çıktı bugün.