28 Ocak 2013 Pazartesi

Manuchar Markoishvili Kimdir?


Dün gece bittiği söylenen Markoishvili'nin Galatasaray'a katacaklarını Mete Budak yazdı, ellerine sağlık. Lafı dolandırmadan sizi yazıyla başbaşa bırakıyorum.

'Galatasaray Medical Park, David Hawkins'in yarattığı sıkıntıdan sonra mecburen bir 3 numara arayışına girdi ve bilindiği üzere kısıtlı bir zaman diliminde takıma maksimum katkı yapacak olan ismi aradık. Adaylar arasında en süslüsü Blake Schilb gibi gözükse de çok yüksek ihtimalle -bunu yazdığımızda hala bir resmi açıklama yoktu- Gürcü basketbolcu Manuchar Markoishvili sezonun geri kalanında parçalıyı giyecek. Kendisini Gürcü Milli Takımı ile ve Cantu'da çok yakından takip etme şansı bulduk, bu yüzden daha net konuşabiliriz. Lafı uzatmadan oyuncunun özelliklerini ve takıma katabileceklerini özetlemeye çalışalım.



   En başta, Marko'nun yerini alacağı oyuncu Hawkins olunca beklentiler de kendiliğinden yükseliyor ancak şunu söyleyelim, Markoishvili ve Hawkins farklı oyuncular. Marko görkemli bir oyuna sahip değil, istatistikleri de zaten bunu söylemiyor bize ama kendisi tam anlamıyla bir 3 numara oyuncusu. Topun kıymetini bilen, gerektiğinde sorumluluk almaktan kaçmayan, sahada daha çok kafasını çalıştıran bir oyuncu. Arroyo'nun takıma katılmasından sonra gözle görülür bir p&r oynama becerisi kazandı takım ve böylece topu hareketli aldığında bir şeyleri verimli üretebilen Milan Macvan ve Furkan Aldemir hücumda efektif hale geldi. Markoishvili'nin verecekleri de aslında tam burada. Kendisi p&r hücumunun ball handler (topu süren) kısmında üst düzey bir oyuncu, yani, perdeden sonra çembere gidebilen ya da devrilen oyuncuyu bulabilen ve hatta direkt şuta gidebilen bir oyuncu. Bu nedenle zaten p&r konusunda istekli olan takıma Manuchar'ın katılmasıyla ön alanda topun daha fazla dolaşacağını söyleyebilir ve eldeki Cenk-Marko gibi şutörleri, Gordon gibi güçlü bir penetreciyi de yüksek verimle kullanabiliriz. Bunun yanında Macvan'ı tepeden kullanma, N'Dong gibi kurt bir p&r oyuncusunu devrilirken bulma gibi güzel hayalleri gerçekleştirebiliriz. Hatta kişisel bir fikir olarak; zaman zaman üç sayı yayının 2-3 metre gerisinde, yani çok yüksekte Arroyo'ya bir perde getirebiliriz çünkü Arroyo karar verme konusunda sayılı oyunculardan biri, stop-jump shot konusunda sayılı oyunculardan biri ve yeni "topun hareket ettiği" Galatasaray'da yüksekte gelecek bir perde rakip takımın tüm dengesini bozabilir, kolay sayıya gidebiliriz.



   Gordon-Cenk-Hawkins ön alanıyla hücumda yaşadığımız "size'lı ama hareketsiz (topun ve oyuncuların hareketi), bire bire fazlaca kalan ve zor şutlar kullanan" takımdan "hareketli ve topun dolaştığı, tek hücumda en az 2 p&r'ın kullanıldığı ve hücum alanını genişleten" bir takıma evriliriz Manuchar'ın katılımıyla. Kendisi muhtemelen Hawkins'in yaptığı istatistikleri yapmayacak ama takıma hücum ve savunma temelinde farklı özellikler katacak, özellikle hücumda daha karakterli ve derli toplu bir organizasyon getirecek. Ayrıca geçen sezon Beşiktaş ve bu sezon Galatasaray'ın temelini oluşturan ve zaman zaman kilitlenen Arroyo-Hawkins ön alan ikilisinin değişimi de oldu böylece. Ergin Ataman Markoishvili'nin gelişiyle daha farklı bir basketbol oynamamız gerektiğinin bilincinde ve buna göre çalışacaktır da. Manuchar Markoishvili Galatasaray formasıyla izleyeceğimiz büyük yıldızlardan biri değil belki ama takımı sisteme oturtabilecek düzeyde bir oyuncu olduğunun garantisi verilebilir. Repertuarını ve basketbol aklını 26 yaşında geldiği Galatasaray için daha da iyi göstermesi dileğiyle.'

26 Ocak 2013 Cumartesi

Galatasaray-Antalya BŞB


Hawkins yokluğunda çıkılan 2. maçta da zorlanmadı açıkçası Galatasaray. Bunda rakibin dağınık oyununun yanı sıra bizim Antalya’yı çalışmamız sevindirici.

-Çalışma durumunu nerden çıkardın diye bir soru gelirse adres belli: Jarmereo  Davidson. Sezon ortalaması 20 sayı olan Davidson’u etkisiz hale getirdi uzunlarımız, bunda Furkan ve Macvan’ın payı büyük.

-Hawkins gittikten sonra takımın dümeninde olan Arroyo’ya parantez açmak değil kitap yazmak istiyorum. Bir oyuncu bir takımı ancak bu kadar sahiplenebilir. Bu maçta döktürmesinin yanında serbest atış kullanılırken bile Ender’i, Engin’i ne yapmaları konusunda sürekli uyardı. İstatistiklerde 20 sayı 3 asist yapsa da bundan çok daha fazlasını yaptı, aynı Ulm maçındaki gibi 3-4 topu oyuncular tarafından yendi. 2 güne mutlaka bir oyuncu daha getireceğimiz için onun katkısı daha da artacaktır.

-Bir paragraf daha ona olsun. Arroyo geldiğinden bu yana Jamont’un yaptıklarının seceresini tutuyoruz, o bugün gününde değildi, canı sağolsun. Ama Arroyo günden güne uzunları da aktif hale getirmeyi başarıyor, son meyvesi de Furkan. Bugün sadece ikinci yarıda 5 hücum ribaundu çekti. Sezon başından bu yana hırpaladığımız oyuncu gitmiş, geçen sezon Olimpia maçında nefis katkı veren Furkan gelmiş son 2 maçta. Onun oyun iştahının yerinde olması bu takım için büyük kazanç. Arroyo’nun devreye sokacağı sıradaki ismin tahminini yapıyorum: Macvan.

-Ender Arslan ilk yarıda hiç fena gözükmedi, böyle maçlarda onun seviyesindeki isimler almalı ki, tüm yük babalara kalmasın. 7 sayı 5 asist tatmin edici, bir de fast-break’e çıkarken durup 3 atmasa daha şukela olacak.

- 45 ribaund, 23 asist.  Top paylaşımı konusunda üst düzeye yakın bir maç çıkardığımızı söyleyebilirim. Set başlangıcından itibaren 15 pasın yapıldığı ve smaçla bitirilen 2-3 hücum vardı, sevindirdi epey. Bu istatistikler Trefl Sopot maçını hatırlatıyor, sonu benzemez inşallah.

-Son zamanlarda tertemiz bir hücum seti daha var, Ndong’un orta mesafesini garddan oynuyorduk, ancak artık alçak postta topu alan isim direk yükseğe indiriyor ve Dudley-Ndong ikilisi yine bombalamaya devam ediyor.

Maç güzeldi, keyif verdi. Herşeyden önemlisi oyuncularda keyif almaya başlıyorlar. Hoca maç sonu 3 oyuncu ile anlaştıklarını, hangisinin kulübüyle anlaşılırsa onu alacaklarını söyledi. Basında çıkan haberler neticesinde bu isimlerin Schilb-Markoishvili-Bracey olduğu bariz. Artık transferi bekleme zamanı…

22 Ocak 2013 Salı

Galatasaray-Ratiopharm Ulm & David Hawkins

Maçla ilgili bir şeyler karalamadan önce David Hawkins meselesini konuşmak gerek.

Bugün onun performans arttırıcı madde kullandığına dair iddialar ortaya çıktı. Hatta iddia kelimesi hafif kaçar; WADA tarafından Türkiye Basketbol Federasyonuna ‘keyif verici madde’ kullandığına dair bir belge gelmiş. Doğru mu bilemiyorum –ki önceden sabıkası olduğu için şüphelerin oluşması çok doğal- ama doğruysa eğer; takım kaptanı, herkese mücadelesiyle örnek olduğu gibi saha dışında da örnek olması gereken; 3 sene 4.5 milyon dolarlık yatırım yapılan bir oyuncunun bu kadar sorumsuz, bu kadar bencil olmasını şahsen benim midem kaldırmıyor.



Bu durum düpedüz takımı yarıyolda bırakmak, arkadaşlarını hiçe sayarak takımı satmak, herşeyden önemlisi sezon başında ‘ailemi düşünmek zorundayım’ diyen adamın ailesine yaptığı sahtekarlıktır. Bazı twitler okudu herkes sabahtan bu yana. İsmi geçen oyuncu David Hawkins olduğu için ‘3 ayla yırtarsa bekleyelim’ denildi ama Can Korkmaz olsa ortalık ayağa kalkacaktı. Nitelik olarak farklı olsalarda Galatasaray Kulübü çatısı altında bu durumu yapan oyunu değil Hawkins, Kobe Bryant olsa bile algı değişmemeli, acilen kontratı maddi ceza verilerek fesh edilmeli.

Şimdi maça geçelim. Galatasaray, Ulm maçında neler yaptı?

CARLOS ARROYO ETKİSİ

-Carlos Arroyo’nun Kazan maçında henüz alışma evresini tamamlayamadığından, 35 dakika boyunca Galatasaray skor üstünlüğüne sahip olsa da oyun üstünlüğüne sahip olmaması derken berbat bir sınav vermiştik. Bu blogdaki son yazı olan Kazan maçı yazısını okuyanlar zaten ne kadar sert tepkiler verildiğini biliyorlar. Kabul edilemez bir oyunun akabinde Galatasaray, 2 haftalık periyodun ardından iyileşme sürecine geçip tekrar sezon başındaki etkinliğine kavuşuyor. Bunu anlamak için maçın ilk 15 sayısına bakmak yeterli. 15 sayının tümünde Carlos Arroyo’nun imzası var. İstatistiklerden öte maçı domine ederek, uzunları oyuna sokarak ve onu tutan point-guardlara daha ilk periyottan 3 faul aldırarak başladı. Kağıt üstünde 8 asisti var ama yenen 3-4 basketini daha hatırlıyorum.

-Bu liderlik takıma sirayet ettiği gibi oyunculara da yansıyor. Eskiden rakip gardların Jamont’un içine fazla girmemelerinden ötürü takım spacing konusunda sıkıntı yaşıyordu. Bu durum Porto Riko’lu ile düzeliyor. Arroyo’nun boş kalmaması Jamont’un işine geldiğinden o da koridorları değerlendirip potaya daha fazla gitme imkanı buluyor. Jamont’un sayı ortalaması o geldikten sonra maç başına 16.2’ye yükselirken, Milan Macvan da aktif hale gelip, daha fazla kullanılmaya başlandı. Maçın ilk çeyreğinin ilk 8 dakikası, yani Carlos Arroyo çıkana kadar, görmek istediğim Galatasaray’dan ağızda tat bırakacak izlenimler sundu. Bu 8 dakikanın içinde fast-breaklerden, pick and rollere, kısanın boş çıkıp şut atmasına kadar sayamayacağım birçok enstantane vardı, ellerine sağlık takımın.

-Engin Atsür… Sezon başında çok şeyler beklediğimiz adam maalesef süre alamıyor. İlk başta Ergin Hocanın hatası olduğuna kanaat getirsem de işlerin böyle olmadığını maçlar geçtikçe anladım. Etliye sütlüye karışmıyor, dış şut sokamıyor. Maçın ikinci yarısında biraz kıpırdanır gibi olsa da vites arttırması şart oğlu şart. Bu takımın ona çok ihtiyacı var, onun da süre bulmaya. Kendini veremezse eğer sene sonu yolcu olacak ilk isim.

-Savunmaya yönelik eleştirim sadece John Bryant’ın fazla birebir bırakılması konusunda olabilir. Eurocup boyunca sadece 4 üçlük buldu Bryant ancak bu maçta 2 taneyi yolladı bize. Size’ı çok geniş olduğu gibi ayakları da topu hareketli aldığında hızlı. Bu yüzden ilk yarıda 13 atsa da 2. yarı ona daha fazla yardım getirdik ve maçı da 18 ile tamamladı.

-Eski savunma karakterimizi geri kazanıyor olmamız çok güzel. Normal sezonun en skorer takımı Kızılyıldız’dan 74, Top 16’nın en skorer takımı Ulm’den sadece 66 sayı yedik takım savunmamızı günden güne daha büyüyor. Ulm koçuda bunun hakkını verdi ve ’66 sayı atmamız bizim konsantrasyon problemimizden değil, tamamen Galatasaray savunmasından kaynaklı’ dedi

-Maç içinde eskiye oranla daha fazla seri yakalamaya başladık, bu serileri biraz daha uzun bir zaman aralığına yayarsak, rakibin geri gelmesini güçleştireceğiz.

-Pota altında uzunların orta mesafesi bu takım için inanılmaz değerli. Dudley ve Ndong’un mancığını bağlaması hem farklı bir silah getirirken hem de onlara çıkan uzunları pota altından uzaklaştırıp (Macvan&Furkan)’a koridor açılmasını sağlıyor. Bunu 3 Avrupa maçında da kullandık, üstüne gidip ana silahlardan biri haline getirmemiz lazım.

-Furkan 10 sayı ile bitirdi maçı. Biraz daha güçlü olabilse 14-16 arası da olabilirdi. Bunda da Carlos’un etkisi çok fazla. Onun oyuna konsantre olması, zaten yeterli olmayan yerli rotasyonuna ilaç gibi gelecektir.

-Ergin Hocam bu maç yardımcı koçlarla birlikte gayet diri gözüktü, önceden de dediğimiz gibi takımın iyi olması için onun moralli olması şart. Ödemelerin yapılması sanıyorum en çok onu sevindirmiştir.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Galatasaray-Kazan


Yüzde yüz Kazan hak etti maçın, geridelerken de o hissi vermeleri bizim için en üzücü nokta sanırım. Es kaza galibiyet alıp fikstür avantajını kullanacakken, şimdi her şey aleyhimize döndü. Fenerbahçe’nin Siena sınavı gibi bir sınavdı; olmadı, kullanamadık. Galibiyet halinde bile fikrim değişmezdi, bol maddeli ve sıkıcı bir yazı geliyor. Önce sabah dediklerimiz:

“Akşam Kazan maçında 4 numaralarını ne kadar durdurabilirsek maç o kadar bize kayar. Onların en güçlü bölgesi (Kaimakoglu&Wilkinson), bizim ise kağıt üzerinde en savunmasız bölgemiz (Macvan'ın maske ile verebilecekleri).

Kazan VTB'de maç başına (Khimki'den 85'i çıkardım) 60 yerken, Eurocup'ta Gora'dan yedikleri 91 dışında 70'in altında yiyiyor. Bizim maçı kazanmak için en azından 75-78 sayı barajına çıkmamız lazım, hücumda üretkenlik şart, bu yüzden Arroyo'nun en az 25 dk alacak.

Kazan bu sezon oynadığı 22 maçın sadece 4'ünde 75 sayının üstünde sayı yemiş ve bunların hepsini kaybetmiş. Onlarda sezonun girişinde hücum kısmında çok üretken değillerdi ama Eidson'un devreye girişi, Kaimakoglu'nun beklenenden iyi performansı ile orayı biraz daha toparladılar. Jamont'un 2'den fazla süre alacağını varsayarak Lyday üzerinde kuracağı baskı önemli, kısalardan ekstra katkı alırlarsa maç zora girebilir.

Vougioukas bu aralar iyice ritme girmiş durumda, Ndong'dan Maric'e yaptığı savunma performansını bekleyeceğiz ama Vougioukas'un artısı alçak post oyununda Avrupa'nın sayılı uzunlarından olması. Birebir savunma yetmez, double-team şart.”

Bugünkü maçta olanlar?

- İlk 10 dakika, 20 sayı/0 asist. Jamont-David Hawkins-Cenk kısa rotasyonuyla başlıyoruz maça. Size avantajını kullanmak tamam, ama buna bağlı bir oyun yok elimizde. Allah’tan Jamont diğer maçlara nazaran daha agresifti de biraz kotarabildik.  

-2. çeyrek sahada Hawkins’in bırakıp Arroyo-Ender rotasyonuna dönüş. Bu hamleyi yine hiç anlayamadım. Daha çok birbirlerini yedeklemeleri gerekiyorken, beraber oynadılar. Kazan ilk yarıyı hem şut performansı, hem de birebirlere dayalı hücumuyla iyi geçirmediği için hep bir adım önde olduk. Belki farkı daha yukarıya da çekebilirdik ama Wilkinson’un Furkan’a karşı miss-match’ını iyi değerlendirdiler, sadece 2. çeyrekte 9 sayı buldu Wilkinson.

-Jamont Gordon’un fena başlamadığı dönemde onun rotasyonunu kötü yaptık. 13 dk oyunda tutup son 7 dakika kenara aldık. Daha ekonomik bir vaziyette kullanmamız şarttı ama hocam maalesef rotasyon konusunda bu aralar dengeleri tutturamıyor.

-Efes maçı için paez 31 sayı pick and roll bulduk demiş. O günden bu yana, aradaki Trefl Sopot ve Kuban maçını çıkarırsak, müthiş bir ivme kaybı yaşıyoruz. Karşıyaka deplasmanından sonra iyice göze batmaya başlayan sorun: Pick and Roll’ler. Hücumda üretememe sorunu, durağanlık, topun 24 saniye sonunda elde patlaması sorunları giderilemedi, ne kadar çalışılıyor onu da bilmiyorum. Çünkü hücumlara dair en ufak bir parıltı göremiyoruz. Tabiri caize ‘Kaos basketbolu’ oynuyoruz.

-Bu dediğimi maçtan bir örnekle açayım. Maç boyunca Galatasaray’a 13 faul yapıldı. Yapılan oyuncular Jamont Gordon ve David Hawkins. Evet başka oyuncu yok, sadece Jamont ve Hawkins’e faul yapılmış. Sadece bu örnek bile hücumun ne kadar kötü olduğunu açıklamak için yeterli bir denklem.

-Madem birebir oynanacak, Ndong’a çizilen alçak post oyuncuları kısa oyunculara da çizilsin diyorum. Arada Hawkins yüzü dönük alıp post up’a kayıyor o kadar. Halbuki Jamont rakip 1 numaraların çoğundan iri, orda ona bir set hazırlansa çok verim alırız.

-Bonsu muhabbeti çıkmış. Bonsu alınacaksa Ndong değişimi ile alınır, verimli de olur ama uzun rotasyonunda sıkıntımız o değil. 4 numaradan dış şut katkısı alamıyoruz, bize o değilde Erceg vari bir adam lazım. Çünkü gerektiğinde Dudley’de 5’e çekilebilecek bir oyuncu, bugün de maç sonunu 4 kısa+Dudley ile bitirdik.

-Kuban maçında Yağızer Uluğ, Tolga Başer, Yakup Sekizkök ile koç Ergin Ataman’ın arasındaki iletişimin ne kadar sağlıklı olduğuna dair epey yazıp çizildi. O maçtan sonra sanki biraz iletişim kopukluğu var gibi gözüküyor, acilen staff’ında kendini toplaması lazım.

-Furkan Aldemir günden güne eriyor. İlk çıktığında da çok büyük potansiyel olarak lanse edildi, ama bu potansiyeli hücum tarafında değildi. Ergin Hoca’nın onu da doğru kullanamadığı açık ama Furkan’da kendine biraz bakmalı, güçlenmeli. Teması aldığı anda 100 kilo adam yana uçacaksa işimiz var.

Galatasaray-Polkowice


%34.7 2 sayılık atış, %20 3 sayılık atış ve %45 faul yüzdesi. Bu şekilde şut attığın sürece karşındaki TED bile olsa kazanmak imkansıza yakın hale geliyor…

Türkiye Kupası takımın konsantrasyonunu net şekilde etkilemiş, kendini maça veren hangi oyuncu vardı diye düşünüyorum bir kişi dahi bulamıyorum, ki buna staff da dahil. Galatasaray farkı 14’e çıkardıktan sonra yürüyüp gidebileceği bir maçı rakibe hediye etti, bana lazım değil al senin olsun dedi. Maç sonunda yapılacak Türkiye Kupası seromonisini de bu sonuçtan sonra iptal ettirdi.

İlk devre 20 dakika da yenilen 18 sayı, klasik Ekrem Memnun takımının savunma dozajını gösterse de, 2. yarıya da yine aynı şekilde başlandı. Savunma kaynaklı bir çok hızlı hücum ve akabinde yapılan faullerden eli boş dönülünce arkadan tıpış tıpış geldi Polkowice. Bu sürede panik yapmak yerine Whalen’in kontrolü eline almasını beklerken, o önce 4. faulünü aldı. Yerine giren Özge Yavaş hamlesinin faturasını Ekrem Memnun’a çıkarmak lazım. Buz gibi Özge’yi oyuna almak yerine Şebnem 2’ye çekilip Alba 3 oynayabilirdi veya farklı alternatiflerde düşünülebilirdi. Gruptaki sıralamayı etkilemeyecek olsa da Galatasaray’ı bu halde görmek üzücü. 

5 Ocak 2013 Cumartesi

Galatasaray-Hacettepe Üniversitesi

-David Hawkins’in ve Jamont Gordon’un dinlendirileceği konuşuluyordu maç öncesi, keşke 2’si de şu maç trafiğinde biraz kenarda oturtulsalardı ama Ender’in sakatlığı ile bu durum gerçekleşmedi. Hoca da Arroyo’yu bir anda 30 dakika oynatmak istemediği için her ikisi de 20 dakikanın üzerinde süre aldı, rahat bir maç geçtiği için eksi hanesine yazmayalım bu durumu.

-Glover’ın kısa kalması, Önder’inde sürekli dışarıda takılması ile birlikte daha ilk çeyrekten 16 ribaunt aldık. Bu kısım sevindirici ama 54 ribauntun meydana gelmesinde Hacettepe’nin rolü daha büyük.

-Polat Kaya ilk çeyrek Jordan’a bağladı, 20 dakika itibariyle rakip takıma karşı konsantre olamadığımız için skor başa baş geçti. 30-30’da molaya gidilmesinin akabinde; 59-34’e getirdi takım, bu sürenin içinde 20-0 seri yakaladı.

-Birkaç tam saha baskı denesekte yalan oldu, 2 topta potamıza gelip rahat sayılar buldular, yine konsantrasyon eksikliği.

-İlk çeyreğin bitimine 2.46 kala oyuna giren Carlos Arroyo sonraki 33 dakikanın 21’inde forma giydi, kondisyon açısından Yağızer Uluğ’un dediği gibi hiçbir eksikliği yok, gayet fit gözüktü. Şut tercihlerinin çoğu da doğruydu. takımın akıcılığı da o varken 1 kademe arttı. Parke üstünde uzun zamandır resmi maça çıkmadığı için adapte olmaya çalışıyor ama bugünkü katkısı sevindirici. Kazan maçında o istese de istemese de 25 dakikanın üstünde süre alacak.

-Engin Atsür ilk yarının bitimine 3.5 dakika kala girdi, oyunda 17 dakika kaldı ama takımdan kopuk, savunmada da isteksiz göründü. Doğukan’ın bile 4 sayı bulduğu maçta sayı atamayan tek isim olması üzücü. Dudley tarafından da azarlandı biraz. Maç sonunda hocaya ‘Engin Atsür’den memnun musunuz’ şeklindeki soruma: ‘Engin değerli bir oyuncu, son zamanlarda ilk 5’te çıkıyor ama bu aralar formsuz, ama 2 hafta sonra da takımın dümenine geçebilir’ dedi. Ümidi kesmemiş ama biz yavaştan kesiyoruz, Arroyo’nun da rotasyona girmesiyle aldığı dakikaları iyi değil, çok iyi değerlendirmek zorunda.

-Macvan’ın yokluğunda 4 kısaya döndüğümüz bölümlerde Cenk iyi katkı verdi, yalnız 1-2 maçtır içeriyi gereği kadar zorlamıyor. Onun ‘sabit şütör’ sıfatına tekrar dönmemesi için penetrelerine devam etmesi lazım.

-Hacettepe tarafında Ali Işık kullanılmıyor, Glover yokları oynarken düşünülmemesi bile garip. Mustafa Baygül’e geç dönüldü. Eldridge’nin top getirip onun 2 numara oynaması onların oyun sistemi için biraz daha verimli olabilirdi.

-Hacettepe takımının tamamını değerlendirirsek, bu ligde kalmayı hak etmiyorlar. Yabancıları, normal bir NBDL takımının 8. adamının kalitesinde. Ricardo Marsh falan geldi ama yalan, Ali Işık’ı da kaybettikten sonra Türk rotasyonundan çıkarabildikleri bir oyuncu dahi yok, arada Hüseyin oynarsa işte.

Ender ve Boniface’ın sakatlığından sonra;

Günün Sözü: ‘Bu takımın hepsine gusül abdesti aldırmak lazım’

4 Ocak 2013 Cuma

Fenerbahçe-Siena


Fenerbahçe adına TOP 16’da telafisi olmayan ilk maç hangi takım ile deseniz cevap içerideki Siena maçı olur muhtemelen. İşte bu ölüm kalım maçına ayakkabı gıcırtılarının duyulduğu bir atmosferde başladı Fenerbahçe, Bobby Brown 1. balyozu vurana kadar da devam etti salonun bu durumu.

-İlk yarıda gelen 51 sayı, Fenerbahçe’nin bu sezonki en yüksek istatistiği. Ama verimlilik olarak durum öyle mi, değil. Bojan’ın performansı biraz daha düşük olsa eleştiri okları daha ilk yarıdan itibaren devam edecek.

-TOP 16’ya çıkan takımlar arasında Siena maç başına en fazla sayıyı yiyen takım. İç-dış dengesini diğer maçlara nazaran 20 dakika da biraz daha oturttu, 9 asistte yaptılar. Ama 51 sayının nerdeyse hiç birini savunma kaynaklı atmadıkları için gelen hücumları karşılayamayıp 45 yediler.

-51 sayıyı Fenerbahçe yüzde 60’ın üzerinde, yani her 3 hücumun 2’sinde sayı bularak yaptı, ilk yarı 9 asistten sonra top paylaşımının azalması ile beraber sonraki 20 dakika da yapılan asist sayısı: 4

-Maça Eze-Sanikidze ikilisi ile başlayına daha ilk çeyrekten  11 ribaunt aldı Siena, 2. Periyotta onları hiç kullanmayıp üstüne bir de Bojan’ın alan savunmasına karşı mancınık kurmasıyla beraber geriye düşmeyi hak ettiler. Luca Banchi’nin burda bir taktik hatası yaptığı bariz. Siena Bo’ya karşı alanı hazırlamış ama 2.çeyrekte direksiyonda Barış varken de devam ettirmeleri felaketti.

-İlk çeyrekte dikkatimi çeken diğer nokta, hem Fenerbahçe’nin, hem de Siena’nın 14’er boyalı alan sayısı. Emir’in yüksekte top dağıtımı 10 dakika itibariyle verim vermişti ama bundan çabuk vazgeçip 1’e 1 hücumu tercih ettiler.

-Emir’in 4 oynaması hücumda çok sıkıntı yaratmıyor, saçmalama potansiyeli olsa da. Ama savunma konusunda işler öyle değil. Sayı ortalaması 4.5 olan ve 10 sayıyı bir kez gören Sanikidze bu maçta hem riboları topladı, hemde ikili oyunları tertemiz bitirerek 19 sayı yaptı.

-Batiste’de, Andersen’de bitmiş, okeye dönüyorlar. Saha içinde ne yaptıklarını bilmiyorlar. Pianigiani’de 4 uzunu Andersen ile tamamlayarak Siena’nın ekmeğine yağ sürdü.

-Üstteki ikili bu durumdayken İlkan’ı, savunma da 5-10 dakika durabilecek Kaya’yı oynatmamak koçun hatası.

-Ben Fenerbahçe’nin savunma da ne yaptığını anlayamıyorum, açıklayacak birisi de yoktur muhtemelen. Sene başında ön alanı kuvvetli dedik Bobby 41 attı. Baseline hariç her penetreden ama sayı, ama faul çıkardı İtalyanlar.

-Bo McCalebb enkaz durumda. 17 sayı sezonun onun adına en yüksek 2. skoru belki ama saha içindeki 'ben ne yapıyorum lan' havası bir süre daha düzelmeyecek gibi.

-Sistem hocası, savunması ve hızlı hücumuyla tanınan Pianigiani, söylediklerim haricinde her şeyi yaptı kısa İstanbul macerasında. Kıyısından köşesinden iyi bir nokta bulsan arkasında durursun ama kendi dahi çözemiyor ne yaptığını, bunu da bugünkü ‘En iyi oyunumuzu oynadık’ açıklamasından anlamak gerek.

Günün sözü: “Topu alırken ayak bileği burkuldu, iyi de oldu” diyen İbrahim Kutluay.

1 Ocak 2013 Salı

TBL: 2005-2006 Unutulmaz Yabancılar (Part 1)


                         Clerance Gilbert (Darüşşafaka) :


Fiziği Domercant’ı andırıyordu. Kısa, tombul ama o da büyük skorerdi. 1-2 oynardı, ekürisi Kelvin Gibbs ile birlikte Daçka’yı sırtlamıştı. TBL’de 20’ye yakın sayı ortalaması vardı. Alt takımlar için bulunmaz nimet olduğundan 2 sene sonra TTNET Beykoz formasıyla izlemiştik onu.


                         Chuck Kornegay (Beşiktaş) :

İspanya Milli Takımı’nın ikinci devşirmesi. Murat Didin’in Beşiktaş’ında as pivot olarak düşünülmüş ama yeterli performansı gösteremediği için Aralık ayında gönderilmiştir. Rodney Elliot Onun da ekstrası yoktu. Pivota göre kısa bir boyu vardı , savaşçıydı, o kadar.

                             Paul Henare (Banvit) :

Banvit’in Tab Baldwin sayesinde Yeni Zelanda pazarına yönelip Cameron’u bulmasıyla bir başka transferden daha gelmişti, Paul Henare. Cameron’un aksine onun katkısı daha azdı, mücadeleciydi, takımı oynatmaya çalışırdı ama çok fazla iz bırakmamıştı. Yanlış hatırlamıyorsam tüm sahayı çok çabuk kat ederdi. Şimdilerde koç olmuş.

                                     Miroslav Radosevic (Banvit) :

Lig tarihinin en iyi şutörlerinden Miroslav Türkiye kariyerine Telekom’da başladı. Ama asıl bombayı patlattığı zamanlar Banvit’in lige ilk çıkmasından sonra oldu. Bandırma’da tek başına sayısız maç aldı. Şut stili çok temizdi. Banvit organizasyonunun ilk yıldızıdır.


                           DeSean Hadley (Galatasaray) : 

Halil Üner’in bombalarından. Genelde 2 skorer kısa çıkaran Üner’in kabızlığı bu seneye gelmişti. Hadley tüm maçlarda oynamasına rağmen 6 sayı ortalaması vardı, ribaunt konusunda iyidi ama ona sözüm yok. Şut stili ve yüzdesi berbattı, tblstat’tan baktım %24 ortalaması varmış.


                           Robert Gulyas (Ülkerspor) :

Macar pivot 2006 yılında Ülkerspor’a sezon başladıktan sonra gelmişti. Hareket kabiliyeti standart bir basketbolcuya göre ‘dede’ seviyesinde kalsada bu seviyelerde oynama nedeni sahip olduğu basketbol aklı. Prkacin ile birlikte ülkeye gelmiş, ayak oyunları konusunda ligin gördüğü en değerli uzunlarındandı.


                           Marcus Haislip (Ülkerspor) :

Potansiyeli sonsuz ama ‘olmayan’ oyunculardan. Olmayan dedik gerçi de Efes Pilsen, Malaga, Ülker gibi kariyeri var. Bu toprakların gördüğü en büyük atletlerdendi. Avrupa’daki ilk yıllarında potaya bol bol giderken Malaga kariyerini Mehmet Okur gibi tamamladı. En son Lübnan Ligi’nde top oynamaya gitmişti. Bu adamı getiremeyen orta sıra takımları utansın.


                            Tyrone Ellis (Beşiktaş) : 

Almanya’dan sayı kralı ünvanı ile geldi, burda Avrupa’nın en iyi savunmacılarından birine dönüştü. En yüksek performansı sanırım Erdemir’e karşıydı. Hep daha fazlasını yapması beklendi ama olmadı. Beşiktaş’tan sonra ACB’de Cajasol forması giydi.


                            Rodney Elliott (Beşiktaş) :

Kel kafasına taktığı bant ile hafızamda yer almıştır bolca. Kerem Tunçeri’li dönemde aktif rolü olmamasına karşın kadronun değişilmezlerindendi. Dış şut sokamadığı dönemde onu gönderme planları yapmıştı Beşiktaş ama ardından ceza şutlarını sağlam sokmuştu. Ekstrası olmayan düz oyuncuydu ama niye bilmiyorum bu listede yer alsın istedim. Ha bi de Allah affetsin çok çirkindi.

Part 2'de olacaklar: Malik Dixon, Roberto Bergensen, Jarod Stevenson ve niceleri :(